Öğretim üyesi derse girmek zorunda mı ?

Irem

New member
Öğretim Üyesi Derse Girmek Zorunda Mı? Sosyal Faktörler ve Eşitsizliklerin Derinlemesine İncelenmesi

Eğitim sistemi, genellikle bir toplumun sosyal yapısını yansıtan en önemli yapı taşlarından biridir. Ancak, eğitimdeki eşitsizliklerin ve toplumsal cinsiyet, ırk, sınıf gibi faktörlerin öğretim üyelerinin iş yükünü nasıl etkilediği, çoğu zaman göz ardı edilir. Öğretim üyelerinin derse girip girmemesi gerektiği konusu, aslında daha geniş bir sorunun parçasıdır: Eğitimdeki toplumsal eşitsizlikler, normlar ve sosyal yapıların nasıl şekillendiği meselesi. Bu yazıda, öğretim üyelerinin derse girme zorunluluğunu toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf gibi faktörler ışığında ele alacak ve eğitimdeki derin yapısal eşitsizliklere dikkat çekeceğim.

Eğitimdeki bu dinamikleri incelediğimizde, konunun yalnızca akademik bir mesele olmanın ötesinde, toplumsal adalet, eşitlik ve fırsat eşitsizliğiyle bağlantılı olduğunu görmemiz mümkün. Öğretim üyelerinin derse girip girmemesi meselesi, özellikle kadınların ve azınlıkların eğitim dünyasında karşılaştığı engellerle de sıkı sıkıya ilişkilidir.

Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Öğretim Üyeleri: Çift Yük ve Toplumsal Beklentiler

Kadın öğretim üyeleri için derse girme zorunluluğu, genellikle daha karmaşık bir hale gelir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadınların iş gücünde daha fazla engel ve yükle karşılaşmalarına neden olmaktadır. Kadın akademisyenler, sıklıkla sadece akademik sorumluluklarıyla değil, aynı zamanda toplumsal ve ailevi rollerinin de baskısıyla karşı karşıyadırlar. Bu, öğretim üyelerinin sadece ders vermekle kalmayıp, aynı zamanda öğrencilere rehberlik yapma, araştırmalar yürütme ve zaman zaman idari görevlerde de bulunma gibi ekstra yüklerle karşılaşmalarına neden olabilir.

Birçok kadın öğretim üyesi, derse girme zorunluluğunun yanı sıra, derse hazırlık, öğrenci danışmanlıkları ve bilimsel araştırmalar gibi çoklu sorumluluklar taşımaktadır. Üstelik kadınların genellikle akademik kadrolarda daha fazla görünmez emeğe sahip olması, toplumsal normlarla ilişkilidir. Kadınların, erkek meslektaşlarından daha fazla sosyal sorumluluk taşıması gerektiği, toplumda sıkça kabul edilen bir normdur. Bu durumda, öğretim üyelerinin derse girmeleri gerekse de, bunun bir “zorunluluk”tan çok “toplumsal beklenti” halini alması, kadınların iş yükünü daha da arttırır. Bu durum, eğitimdeki toplumsal eşitsizliklerin ne kadar derinlemesine işlediğini gösterir.

Toplumsal cinsiyetle ilgili yapılan araştırmalar, kadınların genellikle erkek akademisyenlere kıyasla daha düşük maaş aldığını ve iş yüklerinin daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. 2019 yılında yapılan bir araştırma, kadın akademisyenlerin %35’inin erkeklere göre daha fazla sosyal hizmet ve ek sorumluluk taşıdığını belirtmiştir (Kaynak: Eğitim Araştırmaları Derneği, 2019). Bu bağlamda, kadınların öğretim üyeliği mesleğinde sadece ders verme değil, bir çeşit “bakıcı” rolünü de üstlendikleri görülmektedir.

Irk ve Sınıf: Azınlıkların ve Düşük Sosyoekonomik Statülü Akademisyenlerin Karşılaştığı Engeller

Öğretim üyelerinin derse girme zorunluluğu, sadece toplumsal cinsiyetle ilgili bir mesele değildir; ırk ve sınıf gibi faktörler de büyük bir etki yaratır. Özellikle etnik azınlıklar ve düşük sosyoekonomik statüye sahip akademisyenler, eğitimdeki yapısal engellerle daha sık karşılaşmaktadır. Üniversitelerdeki akademik kadrolarda, genellikle beyaz, üst sınıftan gelen bireylerin daha fazla fırsata sahip olduğu gözlemlenmiştir. Bu durum, hem öğretim üyelerinin derse girme zorunluluğunu hem de genel olarak akademik dünyada daha fazla engelle karşılaşan bireylerin deneyimlerini etkiler.

Etnik azınlıklardan ve düşük gelirli ailelerden gelen öğretim üyeleri, genellikle daha fazla maddi kaygıyla karşı karşıyadır. Bu da onların akademik kariyerlerine zarar verebilir, çünkü düşük maaşlar ve iş güvencesizlikleri, öğretim üyelerinin hem ders sayısını hem de akademik çalışmalarını sınırlayabilir. Birçok akademisyen, özellikle etnik azınlıklardan gelenler, yaşamlarını sürdürebilmek için fazladan dersler vermek zorunda kalabilirler. Bu, onların sadece akademik sorumluluklarını yerine getirmekle kalmayıp, aynı zamanda ekonomik kaygılarla mücadele etmelerine neden olur.

Toplumda var olan sınıf ayrımcılığı, akademik dünyada da kendini gösterir. Düşük gelirli ailelerden gelen öğrenciler ve akademisyenler, genellikle daha fazla dışsal baskı ile karşılaşırlar ve bu baskı, onların akademik üretkenliklerini, hatta mesleki tatminlerini olumsuz etkiler. Aynı zamanda, bu grubun öğretim üyeleri, daha az kaynak ve imkanla çalışmak zorunda kalabilirler. Sonuç olarak, öğretim üyelerinin derse girme zorunluluğu, sadece bireysel bir sorumluluk değil, aynı zamanda sistemin içindeki eşitsizliklerin ve dışsal baskıların bir yansımasıdır.

Sosyal Yapılar ve Normlar: Eğitimde Eşitsizliklerin Derin Yansımaları

Toplumda yerleşik olan normlar, eğitimdeki eşitsizliklerin temel sebeplerinden biridir. Eğitim, genellikle bir toplumun değer yargılarını, beklentilerini ve ayrımcılığını yansıtan bir yapıdır. Öğretim üyelerinin derse girme zorunluluğu, eğitimdeki bu yapısal eşitsizliklerin bir yansımasıdır. Kadınlar, etnik azınlıklar ve düşük gelirli öğretim üyeleri, genellikle bu normlarla şekillenen bir sistemde varlıklarını sürdürmeye çalışmaktadırlar.

Bir öğretim üyesinin derse girip girmemesi konusu, aslında daha geniş bir sorunun parçasıdır. Bu, eğitimdeki adaletsizliklerin, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve ırkçılığın derin etkilerini gözler önüne serer. Bir öğretim üyesinin derse girme zorunluluğu, sadece akademik bir sorumluluk değil, aynı zamanda toplumsal normların ve değerlerin nasıl işlediğini anlamamıza yardımcı olur.

Sonuç ve Tartışmaya Açık Sorular

Öğretim üyelerinin derse girme zorunluluğu, sosyal faktörler tarafından şekillenen karmaşık bir meseledir. Toplumsal cinsiyet, ırk, sınıf ve diğer toplumsal normlar, öğretim üyelerinin çalışma koşullarını ve yüklerini derinden etkiler. Bu yazıda, bu konuya dair kadınların ve azınlıkların deneyimlerine odaklandım; ancak erkek akademisyenler de benzer şekilde sistemin baskılarından etkilenebilirler.

Peki sizce, eğitimdeki bu eşitsizliklerin çözülmesi için hangi adımlar atılabilir? Öğretim üyelerinin derse girme zorunluluğu, sadece akademik bir yük mü, yoksa toplumsal eşitsizlikleri yansıtan bir gösterge mi? Eğitimdeki bu tür yapısal eşitsizlikleri aşmak için toplum olarak nasıl bir yaklaşım geliştirmeliyiz? Forumda düşüncelerinizi paylaşarak bu önemli konuyu daha derinlemesine tartışmaya açalım.
 
Üst