Ceren
New member
“Oluş Nedir, Örnek?” Sorusuna Cesur Bir İtiraz: Belirsizliğin Estetiği mi, Düşünmenin Kaçamağı mı?
Selam forumdaşlar,
Bu başlıkta net konuşacağım: “Oluş nedir, örnek?” diye sormak—popüler kültürün, akademinin ve koçluk endüstrisinin elinde—çoğu zaman düşünmenin yerine geçen şık bir sis perdesine dönüşüyor. “Oluş” diyerek her şeyi akışa, bulanık bir hareketliliğe bağlayınca, sorumluluklarımızdan da, kararlarımızdan da kaçabildiğimiz bir zemin yaratıyoruz. Evet, felsefede “oluş”un köklü bir yeri var; ama bugün bu kavram, neredeyse her tartışmada “her şey süreçtir, değişimdir” cümlesine indirgenerek etkisizleştiriliyor. Bu yüzden gelin, bu soruyu rahat koltuklarımızdan değil, kavganın ortasından ele alalım.
---
Oluşun Çekiciliği: Akışın Büyüsü, Netliğin Yitimi
“Oluş” kelimesinin cazibesi, kesinliklerden yorulmuş zihinlere bir dinlenme vaadi sunmasında yatıyor. “Dünya akıyor, ben de akıyorum; o halde kararlarımın ağırlığı yok.” Ne hoş, değil mi? Oysa akışın farkında olmak ile karar almaktan kaçmak arasında derin bir fark var. “Örnek?” dendiğinde verilen örnekler de hep soyut: “Mevsimler oluş halindedir”, “İnsan kimliği oluş halindedir.” Evet, ama sonra ne? Hangi pratik sonucu var bunun? Bir politik tavra, bir etik tercihe, bir tasarım kararına nasıl dönüşüyor?
Bu noktada “oluş” kavramı, netlikten kaçanların cenneti olabilir. Oysa tartışma, sisin dağıtılmasını gerektirir. “Oluş” dediğimiz şey, bir gözlem kategorisi mi, yoksa eylem rehberi mi? Eğer bir rehberse, bize ne öneriyor: ertelemeyi mi, denemeyi mi, yoksa sorumluluğu paylaşmayı mı?
---
Erkeklerin Stratejik Lensinden: Oluş, Ölçülebilir mi?
Stratejik ve problem çözme odaklı bakışımızla (genelde erkeklerin tercih ettiği bir hat üzerinden konuşuyorum), “oluş”u modellenebilir bir süreç olarak görmek isteriz: girdi, çıktı, geri besleme, iterasyon. “Oluş” böyle formüle edilirse somut hedefler koyabilir, metrikler belirleyebiliriz.
- Bir ürün geliştirme “oluş”undaysak: sprint’ler, KPI’lar, pivot kararları.
- Bir kişisel dönüşüm “oluş”undaysak: davranış izleme, alışkanlık döngüleri, ölçülebilir kazanımlar.
Bu yaklaşımın gücü, sisli kavramı yere indirmesinde. Zayıf yanı? Oluşun nitel boyutunu—beklenmedik kırılmaları, “anlam” katmanlarını—görmezden gelme riski. Her şeyi metrikleştirmek, oluşun şok edici, yaratıcı sıçramalarını istatistik eğrilerine hapsetmek demek olabilir.
Provokatif soru: Oluşu tamamen ölçülebilir hale getirdiğinizde, onu yaşayan öznenin özgün deneyimini öldürüyor musunuz?
Yoksa tam tersine, ölçüm olmadan “oluş” sadece hoş bir hikâyeye mi dönüşüyor?
---
Kadınların Empatik Lensinden: Oluş, İlişki Ekolojisidir
Empati ve insan odaklı yaklaşım (çoğu kadının güçlü olduğu yön) “oluş”u yaralardan, bağlardan ve güven-deneyiminden okur. Bir insanın “oluş”u, yalnızca iç dinamiklerinin değil, dokunduğu insanların, maruz kaldığı adalet/adaletsizlik örüntülerinin, bakım ağlarının sonucudur.
Bu yaklaşımın gücü: oluşu etik bir bağlama yerleştirir. “Kimlerin yüküyle ‘oluşuyorsun’, kimlerin omuzları üzerinde yükseliyorsun?” diye sorar. Zayıf yanı? Bazen bu yaklaşım, net eylem planı isteyen kriz anlarında, karar almaya yeterince hızla çevrilemeyebilir.
Provokatif soru: İlişki-ekosistemi vurgusu, bireysel sorumluluğu bulanıklaştırıyor mu, yoksa tam tersine onu gerçek bağlama mı yerleştiriyor?
Bir başka soru: Empatik değerlendirme, kötü niyetli aktörlerin “oluş”a sığınmasını meşrulaştırır mı?
---
Oluşun Zayıf Yönleri: Soyutlama Şehveti ve Kaçış Ekonomisi
1. Aşırı Soyutlama: “Oluş” her şeye uyar hale geldiğinde, hiçbir şeyi açıklamaz. Kavramın gücü, ayırma ve kıyas yapabilmesinde yatar; her yere sürülen soyut kavram, sonunda hiçbir yere tutunamaz.
2. Sorumluluk Aşınması: “Ben de oluşuyorum, hata yapmam normal” demek, hatayı onarmayı, tazmini ve etik yüzleşmeyi öteleyebilir.
3. Pratik Körlük: Kriz anlarında “oluş”un şiiri değil, protokolü işe yarar. Yangın var; kaçış planın, toplanma yerin, görev dağılımın nerede?
4. Retorik Tıkanma: “Oluş nedir, örnek?” sorusu, tartışmayı açmak yerine mütemadiyen açılı halde bırakabilir. Açılamayan düğüm, pratikte gecikme demektir.
---
Oluşun Güçlü Yönleri: Değişimi Onurlandırmak, Sabit Fetişini Kırmak
Hakkını verelim: “Oluş” sabitlik fetişini kırar. Kimlikleri, kurumları, normları donuk heykeller olmaktan çıkarır. Yenilenmeye alan açar, deney yapma cesareti verir. Eşikte durmayı, belirsizliği tolere etmeyi öğretir. Politikada statükoyu kutsayan söylemlere karşı, “daha iyisi mümkün” diyebilmek için gerekli entelektüel nefesi sunar.
Ama bu nefes, nefes nefese kalmaya dönüşmemeli. Bir noktada tasarım kararı, etik ilke, zaman kutusu gerekir. Yani: oluşun şiirinden eylemin nesrine geçiş şart.
---
“Örnek” Israrı: Somutlaştırma Testi
“Örnek?” ısrarının değeri burada çıkar: Eğer bir “oluş” anlatısı somut örneğe inemiyorsa, muhtemelen retorik bir süslemeyle karşı karşıyayız.
- Ürün geliştirme: “Kullanıcı ihtiyaçları oluş halindedir” → Tamam, hangi veriyle güncelleyeceğiz? Hangi iterasyonla, hangi tarihte, hangi çıktıyla?
- Kişisel dönüşüm: “Ben değişiyorum” → Hangi davranış, hangi sıklıkla, hangi tetikleyiciyle, nasıl ölçülüyor?
- Toplumsal politika: “Şehir kültürü oluş halinde” → Hangi mahallede, hangi müdahale, hangi bütçeyle, hangi sürede neyi iyileştirecek?
Provokatif soru: Örneğe inemeyen ‘oluş’, aslında bir “oyalama tekniği” midir?
Bir diğer soru: Örneğe inme zorunluluğu, yeniliğin kırılganlığını öldürür mü?
---
Uzlaşma Önerisi: İki Mercekli Bir Oluş Etiği
Hem stratejik/analitik (erkeklerin sıklıkla başvurduğu) hem empatik/insan odaklı (kadınların sıklıkla güçlendirdiği) mercekleri birlikte kullanalım:
- Stratejik Katman: Zaman kutulamaları, sorumluluk matrisleri (RACI), başarı tanımı, geri besleme döngüleri.
- Empatik Katman: Paydaş haritaları, etki analizi, bakım etiği, kırılgan grupların korunması, onarım mekanizmaları.
Bu iki merceği tek bir çerçevede birleştirelim: Somutlaşan-Şefkatli Oluş.
- Somutlaşan: örnek ister, takvim ister, ölçüm ister.
- Şefkatli: insan hikâyesini duyar, adaleti gözetir, onarımı planlar.
Provokatif soru: İki merceği aynı anda taşımak zor mu, yoksa gerçekçi olan tek yol bu mu?
---
Forumda Alevi Büyütecek Sorular
1. Oluş, hatayı meşrulaştıran bir kalkan mı, yoksa cesur denemeleri teşvik eden bir zemin mi?
2. Örneğe inemeyen teoriyi ciddiye almalı mıyız? Yoksa erken örnek istemek yaratıcı kıvılcımı boğar mı?
3. Stratejik metrikler mi önce gelir, yoksa empatik paydaş okuması mı? Neden?
4. Bir krizde “oluş” mu konuşulur, “protokol” mü? Kriz bitince hangisini unutmamalıyız?
5. Kendinizi hangi uçta yakalıyorsunuz: ölçüm manyağı mı, empati romantikleri mi? Bu eğilimi nasıl dengelersiniz?
---
Son Söz: Sis Dağılırken, Yol Görünür
“Oluş nedir?” sorusu bizi büyüleyebilir; ama “örnek?” talebi bizi dünyaya bağlar. Cesur düşünce, sisin estetiğinde değil; sis dağıldığında yola koyulmakta saklı. Eğer “oluş” bizi eyleme, ölçülebilir sorumluluğa, ilişkisel adalete ve sürdürülebilir onarıma taşımıyorsa, o zaman elimizde sadece güzel bir metafor kalır.
Benim iddiam net: Oluş, örnekle sınandığı ölçüde değerlidir. Ölçülebilirliğin soğukluğu ile empatinin sıcaklığı bir araya geldiğinde, tartışma gerçek bir dönüşüme evrilebilir.
Şimdi söz sizde: Sis mi, yol mu?
Selam forumdaşlar,
Bu başlıkta net konuşacağım: “Oluş nedir, örnek?” diye sormak—popüler kültürün, akademinin ve koçluk endüstrisinin elinde—çoğu zaman düşünmenin yerine geçen şık bir sis perdesine dönüşüyor. “Oluş” diyerek her şeyi akışa, bulanık bir hareketliliğe bağlayınca, sorumluluklarımızdan da, kararlarımızdan da kaçabildiğimiz bir zemin yaratıyoruz. Evet, felsefede “oluş”un köklü bir yeri var; ama bugün bu kavram, neredeyse her tartışmada “her şey süreçtir, değişimdir” cümlesine indirgenerek etkisizleştiriliyor. Bu yüzden gelin, bu soruyu rahat koltuklarımızdan değil, kavganın ortasından ele alalım.
---
Oluşun Çekiciliği: Akışın Büyüsü, Netliğin Yitimi
“Oluş” kelimesinin cazibesi, kesinliklerden yorulmuş zihinlere bir dinlenme vaadi sunmasında yatıyor. “Dünya akıyor, ben de akıyorum; o halde kararlarımın ağırlığı yok.” Ne hoş, değil mi? Oysa akışın farkında olmak ile karar almaktan kaçmak arasında derin bir fark var. “Örnek?” dendiğinde verilen örnekler de hep soyut: “Mevsimler oluş halindedir”, “İnsan kimliği oluş halindedir.” Evet, ama sonra ne? Hangi pratik sonucu var bunun? Bir politik tavra, bir etik tercihe, bir tasarım kararına nasıl dönüşüyor?
Bu noktada “oluş” kavramı, netlikten kaçanların cenneti olabilir. Oysa tartışma, sisin dağıtılmasını gerektirir. “Oluş” dediğimiz şey, bir gözlem kategorisi mi, yoksa eylem rehberi mi? Eğer bir rehberse, bize ne öneriyor: ertelemeyi mi, denemeyi mi, yoksa sorumluluğu paylaşmayı mı?
---
Erkeklerin Stratejik Lensinden: Oluş, Ölçülebilir mi?
Stratejik ve problem çözme odaklı bakışımızla (genelde erkeklerin tercih ettiği bir hat üzerinden konuşuyorum), “oluş”u modellenebilir bir süreç olarak görmek isteriz: girdi, çıktı, geri besleme, iterasyon. “Oluş” böyle formüle edilirse somut hedefler koyabilir, metrikler belirleyebiliriz.
- Bir ürün geliştirme “oluş”undaysak: sprint’ler, KPI’lar, pivot kararları.
- Bir kişisel dönüşüm “oluş”undaysak: davranış izleme, alışkanlık döngüleri, ölçülebilir kazanımlar.
Bu yaklaşımın gücü, sisli kavramı yere indirmesinde. Zayıf yanı? Oluşun nitel boyutunu—beklenmedik kırılmaları, “anlam” katmanlarını—görmezden gelme riski. Her şeyi metrikleştirmek, oluşun şok edici, yaratıcı sıçramalarını istatistik eğrilerine hapsetmek demek olabilir.
Provokatif soru: Oluşu tamamen ölçülebilir hale getirdiğinizde, onu yaşayan öznenin özgün deneyimini öldürüyor musunuz?
Yoksa tam tersine, ölçüm olmadan “oluş” sadece hoş bir hikâyeye mi dönüşüyor?
---
Kadınların Empatik Lensinden: Oluş, İlişki Ekolojisidir
Empati ve insan odaklı yaklaşım (çoğu kadının güçlü olduğu yön) “oluş”u yaralardan, bağlardan ve güven-deneyiminden okur. Bir insanın “oluş”u, yalnızca iç dinamiklerinin değil, dokunduğu insanların, maruz kaldığı adalet/adaletsizlik örüntülerinin, bakım ağlarının sonucudur.
Bu yaklaşımın gücü: oluşu etik bir bağlama yerleştirir. “Kimlerin yüküyle ‘oluşuyorsun’, kimlerin omuzları üzerinde yükseliyorsun?” diye sorar. Zayıf yanı? Bazen bu yaklaşım, net eylem planı isteyen kriz anlarında, karar almaya yeterince hızla çevrilemeyebilir.
Provokatif soru: İlişki-ekosistemi vurgusu, bireysel sorumluluğu bulanıklaştırıyor mu, yoksa tam tersine onu gerçek bağlama mı yerleştiriyor?
Bir başka soru: Empatik değerlendirme, kötü niyetli aktörlerin “oluş”a sığınmasını meşrulaştırır mı?
---
Oluşun Zayıf Yönleri: Soyutlama Şehveti ve Kaçış Ekonomisi
1. Aşırı Soyutlama: “Oluş” her şeye uyar hale geldiğinde, hiçbir şeyi açıklamaz. Kavramın gücü, ayırma ve kıyas yapabilmesinde yatar; her yere sürülen soyut kavram, sonunda hiçbir yere tutunamaz.
2. Sorumluluk Aşınması: “Ben de oluşuyorum, hata yapmam normal” demek, hatayı onarmayı, tazmini ve etik yüzleşmeyi öteleyebilir.
3. Pratik Körlük: Kriz anlarında “oluş”un şiiri değil, protokolü işe yarar. Yangın var; kaçış planın, toplanma yerin, görev dağılımın nerede?
4. Retorik Tıkanma: “Oluş nedir, örnek?” sorusu, tartışmayı açmak yerine mütemadiyen açılı halde bırakabilir. Açılamayan düğüm, pratikte gecikme demektir.
---
Oluşun Güçlü Yönleri: Değişimi Onurlandırmak, Sabit Fetişini Kırmak
Hakkını verelim: “Oluş” sabitlik fetişini kırar. Kimlikleri, kurumları, normları donuk heykeller olmaktan çıkarır. Yenilenmeye alan açar, deney yapma cesareti verir. Eşikte durmayı, belirsizliği tolere etmeyi öğretir. Politikada statükoyu kutsayan söylemlere karşı, “daha iyisi mümkün” diyebilmek için gerekli entelektüel nefesi sunar.
Ama bu nefes, nefes nefese kalmaya dönüşmemeli. Bir noktada tasarım kararı, etik ilke, zaman kutusu gerekir. Yani: oluşun şiirinden eylemin nesrine geçiş şart.
---
“Örnek” Israrı: Somutlaştırma Testi
“Örnek?” ısrarının değeri burada çıkar: Eğer bir “oluş” anlatısı somut örneğe inemiyorsa, muhtemelen retorik bir süslemeyle karşı karşıyayız.
- Ürün geliştirme: “Kullanıcı ihtiyaçları oluş halindedir” → Tamam, hangi veriyle güncelleyeceğiz? Hangi iterasyonla, hangi tarihte, hangi çıktıyla?
- Kişisel dönüşüm: “Ben değişiyorum” → Hangi davranış, hangi sıklıkla, hangi tetikleyiciyle, nasıl ölçülüyor?
- Toplumsal politika: “Şehir kültürü oluş halinde” → Hangi mahallede, hangi müdahale, hangi bütçeyle, hangi sürede neyi iyileştirecek?
Provokatif soru: Örneğe inemeyen ‘oluş’, aslında bir “oyalama tekniği” midir?
Bir diğer soru: Örneğe inme zorunluluğu, yeniliğin kırılganlığını öldürür mü?
---
Uzlaşma Önerisi: İki Mercekli Bir Oluş Etiği
Hem stratejik/analitik (erkeklerin sıklıkla başvurduğu) hem empatik/insan odaklı (kadınların sıklıkla güçlendirdiği) mercekleri birlikte kullanalım:
- Stratejik Katman: Zaman kutulamaları, sorumluluk matrisleri (RACI), başarı tanımı, geri besleme döngüleri.
- Empatik Katman: Paydaş haritaları, etki analizi, bakım etiği, kırılgan grupların korunması, onarım mekanizmaları.
Bu iki merceği tek bir çerçevede birleştirelim: Somutlaşan-Şefkatli Oluş.
- Somutlaşan: örnek ister, takvim ister, ölçüm ister.
- Şefkatli: insan hikâyesini duyar, adaleti gözetir, onarımı planlar.
Provokatif soru: İki merceği aynı anda taşımak zor mu, yoksa gerçekçi olan tek yol bu mu?
---
Forumda Alevi Büyütecek Sorular
1. Oluş, hatayı meşrulaştıran bir kalkan mı, yoksa cesur denemeleri teşvik eden bir zemin mi?
2. Örneğe inemeyen teoriyi ciddiye almalı mıyız? Yoksa erken örnek istemek yaratıcı kıvılcımı boğar mı?
3. Stratejik metrikler mi önce gelir, yoksa empatik paydaş okuması mı? Neden?
4. Bir krizde “oluş” mu konuşulur, “protokol” mü? Kriz bitince hangisini unutmamalıyız?
5. Kendinizi hangi uçta yakalıyorsunuz: ölçüm manyağı mı, empati romantikleri mi? Bu eğilimi nasıl dengelersiniz?
---
Son Söz: Sis Dağılırken, Yol Görünür
“Oluş nedir?” sorusu bizi büyüleyebilir; ama “örnek?” talebi bizi dünyaya bağlar. Cesur düşünce, sisin estetiğinde değil; sis dağıldığında yola koyulmakta saklı. Eğer “oluş” bizi eyleme, ölçülebilir sorumluluğa, ilişkisel adalete ve sürdürülebilir onarıma taşımıyorsa, o zaman elimizde sadece güzel bir metafor kalır.
Benim iddiam net: Oluş, örnekle sınandığı ölçüde değerlidir. Ölçülebilirliğin soğukluğu ile empatinin sıcaklığı bir araya geldiğinde, tartışma gerçek bir dönüşüme evrilebilir.
Şimdi söz sizde: Sis mi, yol mu?